Sabah günün aydınlanmasını beklemeden soğuk kaldırım taşı
üzerinden dürtülerek uyandırıldı. Tıpkı ruhundaki sevgi dürtüleri tatmin
olmadığı gibi uykusunu da alamadan uyanmıştı. Çünkü başkalarının duygularını
sömürmesi gerekiyordu. Küçücük bedeni, yalvaran gözleri ile verdirtilmişti
sokağa… üşüyordu ve açtı hem karnı hem de kalbi… Kendini tramvaya attı. Çocuktu
ya biraz ısınacaktı, hem de babalarına
sarılan çocukları da görecekti…
Biri de sarılır mıydı ona? Kir pasak içindeydi olur muydu ki
bu? Karnının sesi kulağına geliyordu… Kalbinin sesi daha da derindi hâlbuki… Birden
içinde yaşadığı korku geldi aklına “Zindan Sahib’e akşam para götürmezse
yiyeceği dayağın sesiydi bu. Hep bu korku bastırıyordu içindeki açlığı, sevgi yoksunluğunu,
huzursuzluğu, mutluluk mutluluk mu o da neydi ki tanışamamıştı daha…
Evet, hayalindeki sahne tamda gözünün önündeydi bir baba
kucağında bir çocuk, baba oğluna öyle sıkı sarılmıştı ve o kadar derin aşkla bakıyordu
ki acaba bana da o aşktan azıcık verebilir mi diye düşündü koşarak tramvaydaki
insanları itekleyerek hızlıca yanına gitti. Adam ve çocuğun önünde durdu.
Hayaranlıkla izledi, kafasını yana yatırdı, gözleri doldu ve Adamın yanağını
okşamaya başladı. Adam kucağında ki çocuğuna biraz daha sarıldı. Korkmakla
acımak arasında gelip giden bir bakış aldı gözleri Adam’ın. Çaresizlikle boş
vermişlik arasında kaldı Adam. Çocuk bir şeyler söylemesini sarılmasını
bekliyordu. Gülümsedi çocuk belki amacına ulaşır diye ama olmadı. Birden neye
uğradığını şaşırdı yaka paça dışarı atıldı.
Gülümsemesi yüzündeydi hala. Çünkü çocuğuna sıkıca sarılan
bir babanın yanağını okşamıştı…


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder